

Thilo Sarrazin'in ekim 2009'da LETTRE İNTERNATİONAL'de vermiş olduğu röportajdan sonra kamuoyundaki bu üslup karşısında gerçekten şoke oldum. Neredeyse Alman basının tümü sadece "yabancıların" değil Almanların da röportajda kullanılan sözlerin ("Kopftuchmädchen", "türkische Wärmestuben") rencide edici olarak algıladığını belirtti. Ama işte bu noktadan sonra Almanya'daki yabancılar tartışmalarında daima gelinen noktaya varılıdı: değindiği konularda kendisine itiraz edilmedi ve kendisi kısmen haklı da bulundu. Emnid-Enstitüsü'nun "Bild am Sonntag" gazetesi için yapmış olduğu bir ankette bunlar üzücü şekilde doğrulanıyor. Thilo Sarrazin'in tezi olan Arap ve Türk göçmenlerin çoğunluğunun "ne uyum niyeti ne de uyum kabiliyeti olduğu" büyük bir çoğunluk tarafından kabul edilmektedir: buna göre Almanların yüzde 51'i Sarrazin'e katılıyor ve sadece yüzde 39'u karşı çıkmakta. Bild am Sonntag'a göre SPD seçmenlerinin yüzde 50'si katılıyor ve yüzde 42'si katılmadığını belirtiyor. CDU/CSU seçmenlerinden yüzde 59'su evet ve sadece yüzde % 31'i hayır diyor. FDP seçmenlerinin ise yüzde 54'ü aynı fikirde ve yüzde 42'si farklı düşünüyor. Ve ilginçtir; LİNKE (Sol Parti) seçmenlerinden yüzde 55'i bu fikirlere katılıyor ve yüzde 36'sı farklı düşünüyor. CDU seçmenlerinden artık farklı bir sonuç beklenmiyor ancak sol görüşlü insanlarda fikirlere katılımın bu kadar yüksek olması bizleri gerçekten düşündürmelidir. Sadece Yeşiller seçmenleri Sarrazin'in görüşlerine karşı; bunlardan sadece yüzde 24'ü bu fikirleri paylaşıyor ve yüzde 64'ü karşı çıkıyor. Ancak bana kalırsa yüzde 24'lük bir oran dahi çok yüksek. Genel olarak bakıldığında bu ülkede pek fazla birşey değişmedi; Thilo Sarrazin Almanya'da çoğunluğun düşündüğünü söylüyor. Kendisi bu tür bir tartışmayı başlatan ilk kişi de değil; artık "üretmeyen ve uyum sağlamak istemeyen" yabancılarla ilgili bir geleneksel görüş yerleşti diyebiliriz. Mesela Koch 1999'da Hessen'deki seçim kampanyasında SPD-Yeşiller hükümetinin çifte vatandaşlığı hayata geçirmesi durumunda Türk istilası olacağını söylüyordu. Kuzey Ren Vestfalya Başbakanı Rüttgers bundan bir sene sonra "Kinder statt İnder" (Hintlilerin yerine çocuklar) sloganıyla yurtdışından gelecek kalifiye elemanlara karşı kampanya yürütmüştü. Hemen hemen aynı zamanda o dönemlerde CDU meclis grubu başkanı olan Friedrich Merz Alman 'Leitkultur'la ilgili kamuoyunda bir tartışma başlattı. Ve bundan doğan o aşağılayıcı Müslüman veya dünya görüşü testi hala hafızalardaki yerini koruyor. Türban, zorunlu evlilikler ve Türkiye'nin AB üyeliği tartışmalarını da unutmamak gerekir tabii ki. Kendime soruyorum; bunları daha ne kadar tahammül edebiliriz? Birçok insan bunlara katlanamıyor ve bizden ayrılıyor. Bunları daha fazla çekmek istemiyorlar ve Aşağı Saksonya artık genç nesilde göç veren bir eyalet haline geldi. Ancak tek çözüm yolu bu olmamalı.