Springe direkt zu: Contentbereich, Hauptnavigation, Suche
Sie sind hier:
Hristiyan-Demokratlar ve Liberallerden oluşan Eyalet ve Federal Hükümetleri belli aralıklarla, Almanya ve Aşağı Saksonya’daki işsizlik oranının düşmesini duyuruyor ve kutluyor! Ancak birçok gencin İş Bulma Kurumu’nun (Agentur für Arbeit) bir programında yer aldığı için bu istatistiklerde gözükmediği, yaklaşık 500 bin insanın bir işi olduğu ancak maaşlarının düşük olması nedeniyle devletten destek almak zorunda kaldığı ve birçok işçinin kiralık işçi (Leiharbeit) olarak çalışdığı herkesçe bilinen birer gerçek. Devlet, rakamları haftada 40-50 saat çalışıp yeterli maaş alamayıp, ailelerinin geçimini sağlamak üzere devlet yardımına başvurmak zorunda kalan işçilerin çıkarlarını ve onurlarını çiğneyerek güzel göstermeye çalışıyor. Bu insanların, kendilerine Almanya Anayasası’nın birinci maddesinde verilen “onurlarının dokunulmazlığı” hakkı böylece ihlal ediliyor.
Kiralık işçi alanında durum ise durum daha vahim; burada, işçilerin hakları tamamen hiçe sayılıyor ve aynı zamanda bu alanda inanılmaz kârlar elde ediliyor. Kiralık işçi sayısı rekordan rekora koşarken rakamlar bir milyon kiralık işçi sınırına yaklaşmış bulunuyor. IG Metall sendikasına göre, metal ve elektronik sanayiinde işe almalarda kiralık işçi oranı yüzde 30’la 40’larda seyrediyor. Bu ise şu anlama geliyor; Almanya’nın temel sanayi alanlarında işçilerin sadece yüzde 60’la 70’i sosyal sigortalı bir mesleğe sahip. Metal ve elektronik sanayiinin yanı sıra başka alanlarda da benzer durumlar göze çarpıyor.
Kiralık işçi alanındaki bu yükselişe ve burdan kaynaklanan istismara dur diyen yok. Kiralık işçiler, diğer işçilere oranla yaklaşık yüzde 35’le 45 arası daha az maaş alıyor. Aynı zamanda bu tür işler genelde kısa süreli, yani proje süresi kadar oluyor. Böylece kiralık işçiler, sürekli gelecek korkusuyla karşı karşıya bırakılıyor. Neticede bu insanlar hem ikinci sınıf işçi muamelesi görüyor hem de işçi hakları kısıtlanıyor. Ayrıca şirketler, ticari riskleri de kiralık işçilerin omuzlarına yükleyebiliyor; işler kötüye gittiği an, ilk olarak işlerinden olacak insanlar yine kiralık işçiler oluyor. Eskiden bu yüksek riskten dolayı, bu işçiler daha yüksek maaş alıyorlardı. Bugün ise durum çok farklı; artık kiralık işçilik sadece bu statüde çalışan insanlar için zararlı bir durum oluşturmuyor, aynı zamanda normal işçilerin de kiralık işçilikle gözü korkutuluyor ve birçok zaman normal işçilerin yerini kiralık işçiler alıyor. Böylece kaygı ve güvensizlik artıyor. Bu bağlamda, grev zamanlarında şirketlerin işçilere, kiralık işçilik kozunu kullanarak baskı yaptığı görülüyor. Böyle durumlar, 19’uncu yüzyılı anımsatırken gerçekten de çağdışı olduğunu bize açıkca gösteriyor. İşverenlerle işçiler arasında güç dengelerinin kaymasını ücret ve maaş pazarlıklarında görebiliyoruz. Federal hükümet yeni yasayla ancak çok yüzeysel seviyede değişikliklere gitti. Kiralık işçiliğin temel taşı hala ortada duruyor ve sömürünün devam etmesini sağlıyor. 1 mayıs 2011’den itibaren devreye giren Avrupa Birliği kapsamındaki İşçilerin Serbest Dolaşım Hakkı sayesinde, kiralık işçilikte durumun kötüye gitmesi bekleniyor. Siyasetin buna derhal müdahale etmesi gerekir.