Springe direkt zu: Contentbereich, Hauptnavigation, Suche
Sie sind hier:
Japonya'da gerçekleşen depremin ardından yaşanan nükleer santral kazası, nükleer santrallerin tehlikelerini bir kez daha göz önüne sürdü. Çernobil´den sonraki bu en büyük nükleer kaza, nükleer santrallerin muhtemel doğal afetlere ve kazalara karşı korunamayacağını bir kez daha kanıtladı!
Japonya’da meydana gelen 8.9 büyüklüğündeki depremde on binlerce insanın hayatını kaybettiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Tarihin beşinci en büyük depremiyle sarsılan Japonya, enerji üretiminin büyük bölümünü 55 nükleer santralden sağlamaktadır. Söz konusu santrallerden en az üçünün, Fukuşima 1 ve 2 ile Oganawa’nın depremde zarar gördüğü açıklandı. Oganawa nükleer santralde yangın çıkarken, Fukuşima reaktörlerinden birinde önce soğutma sisteminin arızalandığı, su seviyesinin düşmesiyle birlikte radyasyon sızıntısı olduğu, ardından da çekirdeğin kısmen eridiği bildiriliyor. Her ne kadar doğrulanmış olmasa bile, çekirdek erimesinin yaşandığına kesin gözüyle bakılıyor. Böylece dünyanın ikinci bir Çernobil faciası ile karşı karşıya olduğu söylenebilir.
Japonya’da yaşanan bu kaza, nükleer enerjinin kazalarla dolu tarihinde sadece yeni ve trajik bir sayfadır. Bu nükleer kaza, nükleer enerjinin ne kadar güvensiz ve tehlikelerle dolu olduğunu bir kez daha acı bir şekilde göstermiştir.
Almanya’da SPD-Yeşiller hükümeti altında 2000 yılında bu tehlikeli teknolojiye veda ettik ve enerji politikalarında bir değişim başlattık. Bu bağlamda, mevcut CDU-FDP hükümetinin bu değişimden geri dönmesi büyük bir hataydı. Nitekim Japonya’da yaşananlara rağrem enerji konusunda akıllanmayan CDU ve FDP’ye seçmenler en güzel cevabı Baden-Württemberg ve Rheinland-Pfalz’daki eyalet seçimlerinde verdiler. Hükümet, sürekli nükleer enerjiyi kullanan başka Avrupa ülkelerini örnek göstermek yerine, yeni çağın enerji yolu olan yenilenebilir enerjiyi desteklemelidir ve dünya çapında bunun için mücadele etmelidir. İlk önce Almanya’da yürürlüğe sokulan “Yenilenebilir Enerjiler Yasası” tam anlamıyla bir ihracat şampiyonu ve birçok ülke, Almanya’yı örnek alarak bu yasayı kabul etti. Bu şekilde, aynı zamanda yeni oluşan bu piyasada binlerce yeni iş imkanı da yaratıldı. Bundan dolayı ben ve Yeşiller’deki aklıselim arkadaşlarım, bazı ülkelerin bu çağdaş yolu seçmek yerine daha da geriye giderek ölümcül nükleer enerjiyi tercih etmelerine anlam veremiyoruz. Ne yazık ki Türkiye de bunun için bir örnek.
Türk hükümeti ve Başbakan Erdoğan kesinlikle nükleer enerji lobisine uymamalıdır! Rusya’nın ortaklığıyla Akkuyu (Mersin) ve Japonya’nın desteğiyle Sinop’da planlanan nükleer santral projeleri derhal durdurulmalıdır! Ecemiş fay hattında bulunan Akkuyu projesi, Japonya’da yaşanan faciadan sonra son derece sorumsuz bir projedir.
Deprem bölgesi olan ve kısmen fay hattı üzerinde bulunan Türkiye acilen nükler enerjiye dur demelidir. Türk halkı, bu son faciadan sonra bu tehlikeli teknolojiyi Türkiye´ye getirmek isteyen siyasetçilere ve lobicilere karşı seslerini yükseltmelidir. Yenilenebilir enerji bakımından zengin olan Türkiye, daha fazla güneş, rüzgar ve jeotermal kaynaklardan faydalanmalıdır. Bu konuda politik iradeye sahip kişileri, kamuoyundaki duyarlılığa sessiz kalmamaya ve acil önlem almaya davet ediyoruz.
Tüm dünya nükleer enerjiye veda ederken, deprem tehlikesiyle karşı karşıya olan Türkiye’nin bu ölümcül teknolojiye dönmesi, ancak sorumsuzlukla açıklanabilir.