Springe direkt zu: Contentbereich, Hauptnavigation, Suche
Sie sind hier:
Almanya’daki muhafazakar-liberal hükümetler tarafından yıllardır aşırı sağcı akımlar küçümsenir ve mücadele gerektiren düşmanlar olarak islamist terör veya aşırı solcular görülürdü. Müslümanlara ve yabancılara yönelik saldırıları konu alan ve meclislere sunulan soru önergeleri genelde etkisiz kalırdı. Anayasa Koruma Örgütü’nün yıllık raporunda dahi İçişleri Bakanlığı tarafından İslamist teröre yönelik bir ağırlık koyulurdu. Aşırı sağcı akımın bu kadar küçümsenmesi ve böylesine gözden kaçırılması ne yazık ki bir kez daha Hristiyan-Demokratların yanlış siyasetini çok acı bir şekilde gözler önüne serdi.
Emniyet güçlerinin de soruşturmalar esnasında sergilediği tavır ve mağdurların yakınlarına davranış biçimleri de çok açık şekilde, Almanya’da toplumda ve buradaki resmi makamlarda yerleşmiş olan önyargıları belgelemektedir. Olaylarla ilgili polis içerisinde kurulan ve 2008 yılına kadar görev yapan araştırma komisyonunun “Bosporus” adını taşıması da ayrıca önyargıları göstermektedir. Polis tarafınca yürütülen araştırmalar tek taraflı olarak öldürülen kişilerin çevresine yönelik yürütüldü ve buradaki sözde yasadışı yapılar irdelendi. Aile yakınlarınnın, öldürülen kişilerin böyle yasadışı bağlantılarının olmamasını tekrar tekrar söylemelerine rağmen, cinayetlerin arkasında olası bir aşırı sağ görüşlü gerekçe aranmadı. İzlerin olmasına rağmen, cinayetlerin ırkçılık sebebiyle işlenmiş olabilme ihtimali, polis tarafından hiçbir zaman soruşturmanın merkezine alınmadı. Bundan dolayı, Türk dernekleri haklı olarak olayların açık ve eksiksiz olarak aydınlatılmasını istiyorlar. Hürriyet gazetesinin Berlin editörü Ahmet Külahçı da, medyanın da geçmişte konunun yeteri kadar üstüne gitmediğini belirtti ve Türk basınının da Alman makamları tarafından açıklananlara kandığını söyledi. Buna göre Alman ve Türk basını da kendini sorgulamalıdır. Almanya şansölyesi Angela Merkel son CDU genel kurulunda bu olayların “Almanya için utanç verici” olduğunu belirtti. Bu tür açık ve net sözleri aslında Merve El-Şerbini cinayetinden sonra da beklerdik ve bundan sonra da bu sözleri somut adımların izlemesini beklemekten başka çaremiz yok. Çünkü özellikle son yıllarda ayrımcılık ve aşırı sağcı akımlarla mücadeleye ayrılan bütçe kısıtlandı ve hatta bu konudan sorumlu Aile Bakanı olayı çarpıtarak yabancılar arasında yeni bir “Alman düşmanlığı” aramaya başladı. Onu da Sarrazin’in ırkçı kitabı izledi ve buradaki tartışmalar, İçişleri Bakanlığı’nda “Almanya’ya uyum sağlamak istemeyen yabancı kişilerin” olduğuna dair görüşleri pekiştirdi. Ve en acısı da, aksini ıspatlayan tüm verilere rağmen toplumdan hiçbir ciddi tepki gelmedi. Umarım, yaşanan cinayetlerle ilgili ortaya yeni yeni çıkan bilgiler sayesinde, Aşağı Saksonya’da ve Almanya’daki görüşler ve olay ve insanlara bakışlarda bir yeniden değerlendirme olur.