Springe direkt zu: Contentbereich, Hauptnavigation, Suche
Sie sind hier:
Almanya’nın bir numaralı tarım eyaletinde 2011 yılı bir diyoksin skandalıyla başladı. Aylarca farkedilmeden zehirli maddeler hayvanların mamasına karıştırıldı. Bu skandal ile bir kez daha çok sayıda hayvanı bir arada tutan, sanayileşmeyi tercih eden ve ucuz üretimi hedefleyen bir sistemin açık noktalarını gördük. Kültür Bakanlığı’nda da yıl hareketli başladı; savcılık tarafından bakanlıkta yürütülen soruşturma, eyalet hükümetinin yıllarca yürütülen ucuz tam gün okul modelinin sonucuydu. Eyalet hükümeti, profesyonel bir tam gün okul sistemi oturtmak yerine yasal olmayan yollarla ucuz ve vadeli sözleşmeler üzerinden okulları ve belediyeleri zor duruma soktu.
Ve diyoksin skandalı devam ederken, Cuxhaven’de başka bir hayvan koruma skandalı patlak verdi; Cuxhaven’deki bir hayvan çiftiğinde iki işletmeciye civcivleri yaralama ve civcivlere acı çektirmekten dolayı davalar açıldı. Hayvan koruma yasasına aykırı olarak 2006 ile 2010 yılları arasında fabrikada sistematik olarak hayvanların bacak ve tarakları kesilmiş. Tarım Bakanlığı, hayvan koruma yasalarına aykırı durumdan bilgisi olmasına rağmen geç ve yetersiz davranmış ve savcılık dahi, dava esnasında hayvanlara zarar verenlerin, bakanlığın davranışından dolayı kendilerini haklı bulduklarını belirtmiş.
Tüm bunlardan yaklaşık 3000 km uzaklıkta, kuzey Afrika’da insanlar özgürlükleri için mücadele ediyor ve Arap baharı sürüyordu. Aşağı Saksonya’daki bizler için de derhal yardım etmemiz gerektiği çabuk anlaşıldı. Örnek olarak Somali’den gelen binlerce “transit mülteci”, Avrupa’ya giden yolda Libya’da kaldıkları için savaştan dolayı komşu ülkelere sığınmak durumunda kaldılar. ABD, Kanada vs. gibi ülkeler derhal doğrudan o bölgelerden mülteci kabul edeceklerini açıkladılar ve bazı AB ülkeleri de buna katıldı. Avrupa Birliği’nin en büyük ülkesi Almanya ise mültecilere kapılarını kapatıp, binlercesini Akdeniz’de boğularak ölmeye terk etti. Ancak şimdi, yani 2011’de 2 bin kişi Avrupa yolunda boğularak öldükten sonra, aralık ayındaki İçişleri Bakanları toplantısında mülteci kabul etme yönünde anlaşma sağlandı.
2011 yılının 11 mart’ında, yerel saat ile 14:47’de bizlere Fukushima’dan korkunç bir haber ulaştı.Çernobil’den sonraTohoku depremiyle tarihin en büyük nükleer kazasına tanık olduk. Japon Nükleer Enerji Denetleme Kurumu bir süre bekledikten sonra olayın, uluslararası sıralandırmaya göre en yüksek şiddet anlamına gelen 7, yani “facia derecesinde kaza”, derecesinde olduğunu açıkladı. Bu olay, kara ve deniz tarafında hava, su, yer ve gıdaların nükleer ışınla temas etmesine yol açtı. Yaklaşık 100 ile 150 bin kişi evlerine terk etmek durumunda kaldı ve geriye kalan yüzbinlerce hayvan ise çiftliklerde telef oldu. Dünya çapındaki etkiler ise hala kestirilemiyor. Şansölye Merkel ise bu gelişmelerden sonra enerji siyasetinden vazgeçip nükleer enerjiyi bırakmak zorunda kaldı. Türkiye’de ise aynı zamanda büyük bir vurdum duymazlıkla nükleer enerjiyi kullanma kararı alındı. Erciş depremi ise bize bir kez daha çok net olarak bu riskli teknolojinin hiçbir zaman yüzde 100 olarak kontrol edilemeyeceğini gösterdi.
Tekrar Almanya ve Aşağı Saksonya’ya döndüğümüzde karşımıza büyük korkuya neden olan EHEC salgını çıktı. İspanya’daki salatalıklar ve domatesler arasında salgının kaynağı arnırken, birçok insan hayatını kaybetti. Bundan sonra bir de finans krizi patlak verdi, kadınların Dünya Futbol Şampiyonası Almanya’da oynandı ve Eurovizyon burada sahne aldı. Almanya’nın en büyük komedyenlerden biri vefat etti; Loriot. 2011 yılı çok hareketli geçti ve artık geride bırakmamız biraz da sevindirici oldu. Önümüzdeki yılın neler getireceğini bilmesek bile, Çin takvimine baktığımızda bizleri yine hareketli dönemler beklediğini görüyoruz.